AĞRI DAĞI EFSANESİ
(Opera, Üç Perde, Dokuz Tablo, Op.4)

Konusunu, nobel adayımız Yaşar Kemal'in ünlü romanından alan, librettosu Nermin Gökpınar ve Çetin Işıközlü'ye ait olan bu eser, 1976'da Roma'da, Savaş Erikolat, Joshua Hecht ve Eva Hecht, Silvia Viviani, Alessandro Sabbatini, tarafından opera seçmelerinden konser olarak ilk icrası yapılmıştır, 1982 de Giessen'de aynı şekilde Karen Middleton ve Seppo Ruohonen tarafından sunulmuştur. Dünya Prömiyeri 1988/1989 sezonunda 6. Uluslararası Ankara Müzik Festivali'nde, Devlet Sanatçısı Prof. Cüneyt Gökçer'in sahneye koymasıyla, Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından icra edildi, Şef: Erol Erdinç. Ayrıca 1988 de CNN World Report tarafından, bir çok kereler de 1990 da üç ayrı türk televizyon kanalı tarafından yayınlandı, 1991'de Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Konser Salonu'nda TRT'nin işbirliği ile CD olarak kayıt edildi ve 1996'da Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından yayınlandı.

Mehmet Dülger, Çetin IşıközlüAğrı Dağı Efsanesi, 1999 ve 2000 yıllarında, Bestecisi tarafından yönetilen Gürcüstan Devlet Senfoni Orkestrası ve Azerbaycan Devlet Korosu ve Kırgız, Özbek, Kazak ve Türk solistleri tarafından, sanat tarihinde çok ender vuku bulduğu gibi, bu eserin konusunu teşkil eden olayın geçmiş olduğu Doğu Beyazıt'taki Ağrı Dağı'nın eteklerindeki İshak Paşa Sarayı'nda bir opera konseri olarak icra edildi ve naklen tüm dünyaya TRT Int. tarafından yayınlandı.

ÖZET

BİRİNCİ PERDE
Olay, Ağrı Dağı'nın eteklerinde Beyazıt ilinde ve belirsiz bir tarihte geçer.

TABLO 1
Ağrı Dağı'nın eteklerinde küçük Küp Gölü 'nün etrafında çobanlar toplanır, kavalları ile "Ağrı Dağı'nın Öfkesi"ni çalarlar. Güneş batarken bir beyaz kuş gelir, kanadını gölün mavi sularına üç defa batırır ve uzaklaşır. Az sonra çobanlar da oradan ayrılırlar...

TABLO 2
Ahmet adlı çobanın evinin önü. Kapıda güzel, beyaz bir at durmaktadır. Oradan geçen Sofi adlı yaşlı bir köylü, atın eyerindeki damgayı inceler. Damgaya göre bu at Beyazıt ili Valisi Mahmut Han'a (veya kısacası Paşa'ya) aittir. içeriden Ahmet'in çaldığı kavalın sesi duyulur. Sofi, Ahmet'i çağırıp atın nasıl geldiğini sorar. Ahmet de atı ilk defa görmektedir. Atı üç defa yola kadar götürüp bırakır. Ama at her defasında gene kapının önüne gelir. Törelere göre bu at Ahmet'indir artık. ("Mutluyum! böyle bir at kimsede yok!"). Haberi duyan köylüler evin önünde toplanıp fikir yürütürlerken Mahmut Han'ın adamları gelir ve atı götürmek isterler. Fakat Ahmet, üç defa kapısına gelen atın törelere göre artık kendisinin olduğunu söyleyerek vermez. içlerinden Musa Bey adlı bir aşiret reisi ona hak verir. Ama Paşa'nın gazabından korkan köylüler, köyü terketmeye başlarlar... Mahmut Han adamları ile birlikte gelir. Çok öfkelidir. Köyün yakılmasını emreder. Sofi yanmakta olan evinden çıkar, Paşa'ya lanet eder. Mahmut Han'ın adamları ihtiyarı yakalayıp götürürler.

TABLO 3
Mahmut Han'ın sarayındaki kabul salonu. Musa Bey içeri girer. Ahmet'i getirmiştir. Paşa'nın kızı Gülbahar, birden heyecanlanır. Zira Ahmet, Küp Gölü'nde gördüğü günden beri hiç aklından çıkmayan o genç adamdır.
Mahmut Han atı sorar. Fakat Ahmet atı vermeye hiç yanaşmamaktadır ("Paşa! atı getirmem ben sana"). Öfkelenen Paşa, onu zindana atmalarını emreder. Paşa'nın sözüne güvenip Ahmet'in gelmesine aracı olan Musa Bey, bu haksızlığa itiraz etmeye kalkınca o da zindana gönderilir.

İKİNCİ PERDE
TABLO 1
Zindan ve zindan girişi. Ahmet, Sofi ve Musa Bey birer köşede oturmaktadırlar. Ahmet, kaval çalmaya başlar. Gülbahar gelir, kaval sesini duyunca heyecanlanır ("Ahmet bu, biliyorum!.."). Zindancı Memo'yu razı edip içeriye girer. Ahmet'le Gülbahar birbirlerine sarılırlar. Gülbahar'a gizli bir aşkla bağlı olan Memo, arkalarından üzüntü ile bakar ("Veda, veda, veda size tüm umutlar"). Gülbahar zindandan çıkarken aklına bir çare gelir. Demirci Hasan'ı görecek, akıl danışacaktır.

TABLO 2
Demirci Hasan'ın işyeri. Hasan ve yamakları örs başında demir döğmektedirler ("Ha ha ha ha ha"). Gülbahar gelip durumu anlatır. Hasan mutlaka bir çare bulacağını söyleyerek onu gönderir... Hasan'ın yanından ayrılan Gülbahar, yolda Cindar Ana adlı falcıya rastlar. Cindar Ana hemen kehanetlerine başlar, genç kıza ümidini kaybetmemesini söyler.

TABLO 3
Mahmut Han'ın sarayının önü. Hasan atı bulup getirmiştir. Herkes merakla olacakları beklerken Mahmut Han saraydan çıkar. Ahmet'in ölümünü istediğinden bu atın kendi atı olmadığını söyler. Herkes şaşırıp kalmıştır. Kimse ne diyeceğini bilemez.

TABLO 4
Zindan ve zindan girişi. Girişin yanında kalenin burcuna çıkan merdiven vardır. Olanları duymuş olan Gülbahar koşarak gelir. Ahmet'i kurtarmak için Memo'ya yalvarır, karşılığında ne isterse vereceğini söyler ("Memo kardeş, Memo kardeş!"). Memo ondan sadece saçının bir buklesini ister. Gülbahar hemen Ahmet'in yanına koşar. Memo da içeriye girip kapıyı kilitler. Mahmut Han, kahyası İsmail Ağa ve cellatlar gelirler. Memo kapıyı açarken onlara mahkumları serbest bıraktığını söyler. Buna inanan Paşa'nın adamları onu yakalamak isterler. Memo merdivenlerden kalenin burcuna çıkar ve Gülbahar'ın adını anarak kendini aşağıya atar. Olayı zindanın karanlık bir köşesinden izleyen Gülbahar, Memo'nun ölümü üzerine bir çığlık atar. Kızının haykırışını duyan Paşa durumu anlamıştır. Öfke ile yanına koşar...

ACT III
PROLOG
Perde kapalı iken Demirci Hasan'ın Mahmut Han'a gönderdiği türkücünün söylediği ağıt duyulur. Bir öykücü, Ağrı Dağı'nın efsanesini anlatmaya başlar: Vaktiyle bir çoban, Bey'in kızına aşık olmuş. Kız da çobanı sevmiş. Ama Bey bu işten hiç hoşlanmamış, çobanı öldürtmek istemiş. Çoban Ağrı Dağı'na kaçmış. Bir süre sonra kız da çobanı aramaya çıkmış. Sonunda iki sevgili birbirine kavuşmuşlar. Ancak köylüler Bey'e yaranmak için onları arar dururlarmış. Bunca kötülüğe öfkelenen Ağrı Dağı, eteklerindeki bütün köyleri kayalarla örtmüş, hiçbir canlı kalmamış. O zamandan beri çobanlar her bahar Küp Gölü'nün çevresinde toplanır, "Ağrı Dağı'nın Öfkesi"ni anlatırlarmış...

TABLO 1
Mahmut Han'ın sarayının önü. Demirci Hasan öfke ile haykırmakta, Paşa'ya Ağrı Dağı'nın öfkesinden korkup korkmadığını sormaktadır. Mahmut Han balkona çıkar. Yanında İsmail Ağa vardır. Paşa'ya Ahmet'ten kurtulabilmenin bir yolunu bulduğunu söyler. Ahmet'e Ağrı Dağı'nın doruğuna kadar çıkıp bir ateş yakabildiği takdirde Gülbahar'la evlenmesine izin vereceğini bildirmesini öğütler. O güne kadar kimse doruğa çıkamadığından Ahmet'in de bu işten sağ salim kurtulubilmesine imkan yoktur... Paşa, Ahmet'i çağırtırken öykücü doruğun efsanesini anlatır: Ağrı'nın tam tepesinde bir ateş varmış. İnsanlar ateşi ilk defa orada görmüşler, alıp getirmek istemişler. Ama Ağrı Dağı, ateşi kaçırmak isteyenleri ve doruğa çıkanları hiç affetmemiş. Hemen yok edivermiş onları... Öykücü sözlerini bitirirken Ahmet gelir. Paşa'nın önerisini hiç korkmadan kabul etmiştir. O dağa doğru giderken olayı duyanlar sarayın önünde toplanırlar. Bu kadar büyük kalabalıktan ürken Paşa, düşünmeye başlar. İsmail Ağa da korkmuştur. Paşa'ya bütün olanları unutmasını, Ahmet'i geri çağırmasını önerir. Ancak Mahmut Han korkmakla beraber sözünden dönmeyi de bir türlü kendine yedirememektedir... Derken dorukta bir ateşin parladığı görülür. Ahmet, o güne kadar kimsenin yapamadığını başarmıştır. Bütün köylüler bu olayı kutlamaktadırlar... Doruktan inen Ahmet, Gülbaharla kucaklaşır ve ikisi Küp Gölü'ne doğru uzaklaşırlar. Herkes evine döner. Sadece Sofi orada kalır. Bunca eza cefanın bir at için çekildiğini tekrarlar.

TABLO 2
Küp Gölü. Ahmet ve Gülbahar gelir, bir ateş yakarlar. Gülbahar yaklaşmak isterse de Ahmet her defasında kendini geriye çeker. Genç kız çok şaşırmıştır ("Ahmet! Ahmet! neden konuşmazsın, bakmazsın yüzüme?"). Sonunda Ahmet kırgın bir şekilde konuşur. Kendisini kurtarmak için Memo'ya ne verdiğini sorar. Gülbahar bir an için zindandaki olayları tekrar yaşar, gözlerinin önünde Memo'nun hayali belirir... Ahmet, olanları öğrenir ama sevgilisinin bir tutam saç vermesini bile hazmedemez... Gece olunca Ahmet aralarına kılıcını koyar, öyle yatarlar. Gülbahar üzüntü içindedir. Bir türlü uyuyamaz. Artık onun için her şey bitmiştir. Bu düşünce ile çıldırır ve hançerini çekerek Ahmet'i öldürür ("Ahmet'i yitirdim")...

EPİLOG
Çobanlar Küp Gölü'nün etrafında toplanır, kavalları ile "Ağrı Dağı'nın Öfkesi"ni çalarlar. Güneş batarken bir beyaz kuş gelir, kanadını üç defa gölün mavi sularına batırır ve uzaklaşır. Çobanlar da yavaş yavaş oradan ayrılırlar...